Sitemize Üye Olmak İçin Alttaki Butonlara Tıklayın.!



 
AnasayfaAnasayfa  KapıKapı  TakvimTakvim  SSSSSS  AramaArama  Üye ListesiÜye Listesi  Kullanıcı GruplarıKullanıcı Grupları  Kayıt OlKayıt Ol  Giriş yapGiriş yap  

Paylaş | 
 

 TWİLİGHT KİTABINDAN KESSİLMİŞ SAHNELER

Aşağa gitmek 
YazarMesaj
gamzenur
Yeni ÜyeYeni Üye
avatar

Domuz
Mesaj Sayısı : 40
Kayıt tarihi : 10/09/09
Yaş : 23
Nerden : yozgat

MesajKonu: TWİLİGHT KİTABINDAN KESSİLMİŞ SAHNELER   Çarş. Eyl. 16, 2009 3:18 pm

BU SAHNELER KEŞKE ÇIMASIYDI ÇOKKKKK GÜSEL YHAA Very Happy sunny lol!

BADMİNTON

Sersemlemişbir halde, sendeleyerek spor salonuna yöneldim. Soyunma odasınasürüklendim ve hipnoz edilmiş gibi, etrafımda başka insanlarınolduğunun hayal meyal farkında üzerimi değiştirdim. Elime bir raketverilene kadar gerçeklik tam olarak geri gelmedi. Ağır değildi, yine deelimde çok güvensiz hissettiriyordu. Diğer çocuklardan birkaçının benigizlice izlediklerini görebiliyordum.
Koç Clapp bize takımlara ayrılma komutu verdi.
Çok şükür Mike’ın cesaretinin bir kısmı hala yerineydi; yanıma geldi.
“Takım olmak ister misin?” diye sordu neşeyle.
“Teşekkürler Mike – bunu yapmana gerek yok biliyorsun.” Yüzümü buruşturdum.
“Merak etme, yolundan çekilirim.” diye sırıttı. Bazen Mike’ı sevmek çok kolay oluyordu.
Oyunpürüzsüz geçmedi. Kuşu oyunda tutabilsin diye Mike’tan uzak durmayaçalıştım, ama Koç Clapp geldi ve oyuna katılabilmem için ona kortunkendisine ait kısmına geçmesini söyledi. Sözünü zorla uygulatmak içinorada kalıp izledi.
İç çekip raketi dik tutarak kortun merkezinedoğru bir adım attım. Diğer takımdaki kız servis atarken küçümseyerekgüldü – onu mutlaka basketbol oynadığımız sıralarda bir şekildeyaralamış olmalıydım – ve kuşu filenin biraz üzerinden direkt olarakbana doğru attı. Zarafetten yoksun bir şekilde ileri atıldım, amafileyi hesaba katmayı unutmuştum. Raketim fileden şaşırtıcı bir güçlegeri sekti, elimden fırlayıp alnımı sıyırarak geçtikten sonra bentamamen kaçırmadan önce kuşa doğru ilerleyen Mike’ın omzuna çarptı.
Koç Clapp güldü, ya da bir kahkahayı bastırdı.
“Kusura bakma Newton.” diye mırıldandı ve eski, daha güvenli pozisyonlarımıza geçebilmemiz için uzaklaştı.
“İyi misin?” diye sordu Mike, alnımı ovuşturduğum gibi koluna masaj yaparak.
“Evet, sen?” diye sordum mahcup mahcup, silahımı tekrar elime alıp.
“Sanırım kurtulacağım.” Kolunu dairesel hareketlerle sallayarak hala tamamen hareket ettirip ettiremediğini kontrol etti.
“Ben arkada duracağım.” Raketimi arkamda dikkatle tutarak kortun köşesine geçtim.

Emmett ve Ayı

Emmettile aramda büyüyen yakınlığa şaşırmıştım, özellikle bir zamanlararalarında bana en korkutucu gelenin o olduğu düşünülürse. Aileyekatılmayı seçme şeklimizle bir alakası vardı; ikimiz de insankensevmiştik – ve sevilmiştik – onun için çok kısa bir süre olsa da.Sadece Emmett hatırlıyordu – Edward’ın bana olduğu gibi kalanmucizesini bir tek o gerçekten anlayabiliyordu.
Bu konuyu ilk defa,üçümüzün de ön odadaki açık renkli kanepelere yayıldığı bir akşamkonuştuk. Emmett peri masallarından daha iyi anılarla sessizce benieğlendirirken, Edward yemek programına odaklanmıştı – yemek yapmayıöğrenmesi gerektiğine karar vermişti ve bu iş doğru koku ve tat almaduyuları olmadan zahmetliydi. Sonunda ona doğal olarak gelmeyen bir şeyde vardı. Muhteşem kaşı, ünlü şef başka bir yemeği daha tada görelezzetlendirdiğinde, çatıldı. Bir gülümsemeyi bastırdım.
“Benimleoynamayı bitirmişti ve ölmek üzere olduğumu biliyordum,” diye hatırladıEmmett, insan yıllarının öyküsünü ayının hikayesiyle bitirerek. Edwardbize hiç dikkat etmiyordu; bunu daha önce duymuştu. “Hareketedemiyordum ve bilincim kapanıyordu. O sırada başka bir ayı olduğunusandığım şeyi ve hangisinin leşimi alacağına dair olduğunu sandığımkavgayı duydum. Sonra aniden uçuyormuşum gibi hissettim. Öldüğümüdüşündüm, ama yine de gözlerimi açmaya çalıştım. Sonra onu gördüm–” anıüzerine yüzü inanmaz bir hal aldı; onu tamamen anladım. “–ve öldüğümüanladım. Acıya aldırmadım bile – göz kapaklarımı açık tutmak içinsavaştım, meleğin yüzünün bir saniyesini dahi kaçırmak istemiyordum.Çılgına dönmüştüm tabii ki, hala niye cennete ulaşmadığımızı merakediyor, beklediğimden daha uzakta olduğunu düşünüyordum. Uçmayabaşlamasını bekledim. Sonra beni Tanrı’ya getirdi.” Derin, gürleyenkahkahasını attı. Bu sanıda bulunan herkesi kolaylıkla anlayabilirdim.
“Sonraolanların cezam olduğunu düşündüm. 20li insan yıllarımda biraz fazlaeğlenmiştim, o yüzden cehennem ateşlerine şaşırmadım.” Tekrar güldü,titrememe rağmen; Edward’ın kolu etrafımda istemsizce sıkılaştı. “Benişaşırtan meleğin gitmemesiydi. Böyle güzel bir şeyin cehennemde benimlekalmasına izin verilmesini anlayamadım – ama minnettardım. Beni kontroletmek için her gelişinde Tanrı’nın onu alacağından korktum, ama bunuhiç yapmadı. Merhametli bir Tanrı’dan bahseden o vaizlerin haklıolabileceğini düşünmeye başladım. Sonra acı söndü… ve bana olanıaçıkladılar.
“Vampir meselesiyle ilgili ne kadar az rahatsızolduğuma şaşırdılar, ama eğer Carlisle ve Rosalie, benim meleğim, birervampirse bu ne kadar kötü olabilirdi ki?” Devam ederken ona katılarakbaşımı salladım. “Kurallarla ilgili daha fazla sorun yaşadım…” Kıkırkıkır güldü. “Başlarda benim yüzümden epey meşguldün değil mi?”Emmett’in Edward’ın omzunu dürtüşü ikimizi de salladı.
Edward gözlerini televizyondan ayırmadan homurdandı.
“Yanigörüyorsun, cehennem, eğer yanında bir melek bulundurabiliyorsan okadar kötü değil.” diye güvence verdi haylazca. “O kaçınılmaz olanıkabul etmeye yaklaştığında, sorun yaşamazsın.”
Edward’ın yumruğu okadar hızlı geldi ki Emmett’i kanepenin arkasına seren şeyin neolduğunu göremedim. Gözleri bir an bile ekrandan ayrılmadı.
“Edward!” diye azarladım, dehşete düşerek.
“EndişelenmeBella.” Emmett yerine geri dönmüştü, sakindi. “Onu nerede bulacağımıbiliyorum.” Üzerimden Edward’ın profiline baktı. “Onu bir gün öldürmekzorunda kalacaksın.” diye tehdit etti. Edward bakmadan sadece hırladı.
Alt kattan Esme’in paylayan tiz sesi geldi. “Çocuklar!”

Balo Öncesi


Anındadöndü ve sonra olduğu yerde dondu, kehribar rengi gözleri büyüdü.Sıcaklığın boynumdan yükselip yanaklarıma ulaştığını hissedebiliyordum.Çok güzeldi; eski korku gelip geçti, onun bir rüya olduğuna, gerçekolamayacağına dair olan korku. Smokin giymişti ve bir film sahnesineaitti, benim yanıma değil. Ona korkmuş bir şekilde inanmazlıkla baktım.
Yavaşça bana doğru yürüdü, ulaştığında bir adım ötede durakladı.
“Alice, Rosalie… teşekkürler,” diye soludu gözlerini benden ayırmadan. Alice’in hoşnutlukla kıkırdadığını duydum.
Bir adım daha atıp bir elini çenemin altına koydu ve dudaklarını boğazıma bastırmak için durdu.
“Bu sensin,” diye mırıldandı tenime doğru. Geri çekildi. Diğer elinde beyaz çiçekler vardı.
“Frezya,”diye bilgilendirdi beni onları buklelerime yerleştirirken. “Tamamenlüzumsuz, eğer kokuyu düşünürsek tabii ki.” Tekrar bana bakmak içingeri eğildi. Kalp durduracak şekilde gülümsedi. “İnanılmaz derecedegüzelsin.”
“Benim repliğimi çaldın,” sesimi yapabildiğim kadarumursamaz tuttum. “Tam senin gerçek olduğuna kendimi ikna ediyorum,ortaya böyle çıkıyorsun ve şimdi yine hayal gördüğümden korkuyorum.”
Beni hızla kollarına alıp yüzüne yaklaştırdı. Daha da yakınlaşırken gözleri alev alevdi.
“Ruja dikkat!” diye emretti Alice.
Asi bir şekilde güldü, ama onun yerine dudaklarını köprücük kemiğimin üzerindeki boşluğa indirdi.
“Gitmeye hazır mısın?” diye sordu.
“Kimse bana bunların sebebini söylemeyecek mi?”
Tekrar güldü, omzunun arkasından kız kardeşlerine baktı. “Tahmin etmedi mi?”
“Hayır,” dedi Alice kıkırdayarak. Edward keyifli keyifli güldü. Kaşlarımı çattım.
“Ne kaçırıyorum?”
“Merak etme, yakında çözersin,” diye güvence verdi.
“Onu yere indir ki bir resim çekebileyim Edward,” Esme merdivenlerden elinde gümüş bir fotoğraf makinesiyle iniyordu.
“Resim?”dedim mırıldanarak, Edward beni dikkatle ayaklarımın üzerineyerleştirirken. “Filmde çıkacak mısın?” diye sordum alayla.
Sırıttı.
Esme, Edward gülerek geç kalacağımızı söyleyene kadar birkaç fotoğrafımızı çekti.
“Orada görüşürüz,” diye seslendi Alice arkamızdan.
“Alice orada mı olacak? Orası her neresiyse?” Biraz daha iyi hissettim.
“Ve Jasper ve Emmett ve Rosalie.”
Sırrı çözmeye çalışırken alnım konsantrasyonla kırıştı. İfademe güldü.
“Bella,” diye seslendi Esme, “Baban telefonda.”
“Charlie?”diye sorduk Edward da ben de aynı anda. Esme telefonu bana vermeyeçalıştı, ama Edward beni tek koluyla tutarak telefonu kaptı.
“Hey!” Karşı çıktım, ama çoktan konuşmaya başlamıştı.
“Charlie? Benim. Sorun ne?” Sesi endişeliydi. Yüzüm beyazladı. Ancak sonra yüz ifadesi keyifli ve muzip bir hal aldı.
“Onutelefona ver Charlie – ben konuşayım.” Her ne oluyorsa, EdwardCharlie’nin bir tehlikede olması için çok eğleniyordu. Rahatladım.
“MerhabaTyler, ben Edward Cullen,” sesi yüzeyde çok arkadaş canlısıydı. Onutehdit izini yakalayacak kadar iyi tanıyordum. Tyler benim evimde neyapıyordu? Korkunç gerçek kafama dank etmeye başlamıştı.
“Bir yanlışanlaşılma olduysa kusura bakma, ama Bella bu gece müsait değil.”Edward’ın sesi değişti ve içindeki tehdit yüzeye çıktı. “Dürüst olmakgerekirse, bundan sonra benim dışımda biri söz konusu olduğunda hiçbirgece müsait olmayacak. Alınmak yok. Ve akşamın için üzgünüm.” Sesihiçbir şekilde üzgün değildi. Ardından telefonu yüzünde kocaman birsırıtmayla kapattı.
“Beni baloya götürüyorsun!” diye suçladımsinirle. Yüzüm ve boynuma öfkeyle kan hücum etti. Hiddet kaynaklıgözyaşlarının gözlerimi doldurmaya başladığını hissedebiliyordum.
Tepkimin şiddetini beklemiyordu, bu açıktı. Dudaklarını birbirine bastırdı ve gözleri karardı.
“Zor olma Bella.”
“Bella, hepimiz gidiyoruz,” diye cesaretlendirdi Alice aniden yanımda biterek.
“Bunu bana niye yapıyorsunuz?”
“Eğlenceli olacak.” Alice hala iyimserdi.
AncakEdward kulağıma mırıldanmak için eğildi, sesi kadife gibi ve ciddiydi.“Sadece bir kere insan olacaksın Bella. Alttan al lütfen.”
Sonra delici altın gözlerinin bütün gücünü bana döndürdü, sıcaklıklarıyla direnişimi eritti.
“İyi,”dedim somurtarak ama istediğim kadar etkili öfkeli bakışlaratamayarak.” Sessizce gideceğim, ama göreceksin,” diye uyardım sert birşekilde, “işte bu endişelendiğin kötü şans. Muhtemelen diğer bacağımıda kıracağım. Şu ayakkabıya bak! Tam bir ölüm tuzağı!” Sağlam ayağımıkanıt olarak kaldırdım.
“Hmmm.” Ayağımda gerekli olandan uzun süre baktı ve sonra parıldayan gözlerle Alice’e döndü. “Tekrar teşekkürler.”
“Charlie’nin evine geç kalacaksınız,” diye hatırlattı Esme ona.
“Pekala, gidelim,” beni kapıya döndürdü.
“Charlie de mi bu işin içinde?” diye sordum kenetlenmiş dişlerimin arasından.
“Tabii ki,” dedi sırıtarak.
Endişeliydim,o yüzden başta fark etmedim. Sadece gri bir araba görmüştüm ve Volvoolduğunu düşünmüştüm. Ancak sonra beni içeri oturtmak için o kadar çokeğildi ki önce yere oturtacağını sandım.
“Bu da ne böyle?” diye sordum kendimi yabancı bir yerde bulmaktan şaşırarak. “Volvo nerede?”
“Volvo benim günlük arabam,” dedi dikkatle, başka bir kriz geçirme ihtimalimin olduğunu bilerek. “Bu özel gün arabası.”
“Charlie ne düşünecek?” O içeri girip motoru çalıştırırken kafamı onaylamaz bir tavırla salladım.
“Ah, Forks nüfusunun çoğu Carlisle’ın araba koleksiyoncusu olduğunu düşünüyor.” Hızlandı.
“Ve değil mi?”
“Hayır, bu daha çok benim hobim. Rosalie de öyle, ama o daha çok onları modifiye etmeyi seviyor. Bunda benim için çok çalıştı.
Charlie’ninevinin önünde durduğumuzda hala niye buraya geri döndüğümüzü merakediyordum. Veranda ışığı henüz alacakaranlık olmamasına rağmen açıktı.Charlie mutlaka bekliyor olmalıydı, muhtemelen pencereden bakıyordu.Babamın elbiseme tepkisinin benimkiyle benzer olup olmayacağınıdüşünerek kızardım. Edward kapımı açmak için arabanın etrafını ona göreyavaşça dolandı – bu Charlie’nin izliyor olduğuna dair şüphelerimidoğrulamış oldu.
Sonra Edward beni küçük arabadan dikkatleçıkarırken, Charlie – son derece karaktersizce – bizi karşılamak içinbahçeye çıktı. Yanaklarım yanmaya başladı; Edward fark etti vesorarcasına bana baktı. Ancak endişelenmeme gerek yoktu. Charlie benigörmemişti bile.
“O bir Aston Martin mi?” diye sordu Edward’a çok saygılı bir sesle.
“Evet – Vanquish.” Dudaklarının kenarları seğirdi, ama kontrol etmeyi başardı.
Charlie ıslık çaldı.
“Denemek ister misin?” Edward anahtarı uzattı.
Charlie’nin gözleri sonunda arabadan ayrıldı. Edward’a inanmazlıkla baktı – ufak bir umut iziyle.
“Hayır,” dedi gönülsüzce. “Sonra baban ne düşünür?”
“Carlisle için hiçbir sakıncası olmaz,” dedi Edward gülerek. “Haydi.” Anahtarı Charlie’nin istekli eline bastırdı.
“Pekala, hızlı bir dönüş…” Charlie çoktan temponu bir eliyle okşuyordu.
Edward kapıya kadar bana yardım etti, içeri girdiğimiz anda beni kollarına alarak mutfağa taşıdı.
“Bu işe yaradı,” dedim. “Elbise yüzünden çıldırma şansı olmadı.”
Edwardgözlerini kırpıştırdı. “Bunu düşünmemiştim,” diye itiraf etti. Elbisemitekrar eleştirel bir ifadeyle süzdü. “Sanırım kamyonetini almadığımıziyi oldu, klasik olsun olmasın.”
Yüzünden uzağa isteksizcebaktığımda mutfağın alışılmadık şekilde loş olduğunu gördüm. Masadamumlar vardı, belki yirmi ya da otuz tane uzun beyaz mum. Eski masauzun beyaz bir örtüyle örtülmüştü, iki sandalye de aynı şekilde beyazdı.
“Bugün üzerinde çalıştığın şey bu muydu?”
“Hayır– bunlar sadece yarım saniyemi aldı. Bütün gün uğraştığım şey yemekti.Gösterişli restoranları nasıl bayıltıcı bulduğunu biliyorum, burada bukategoriye giren çok fazla seçenek olduğundan değil tabii, ama kendimutfağından şikayet edemeyeceğine karar verdim.”
Beni beyazsandalyelerden birine oturttu ve fırın ile buzdolabından bir şeylerçıkarmaya başladı. Sadece bir tabak olduğunu gördüm.
“Charlie’yi de beslemeyecek misin? Eve gelecek sonuçta.”
“Charliebir lokma daha yiyemez – tadıcımın kim olduğunu sanıyorsun? Bunlarınhepsinin yenebilir olduğundan emin olmalıydım.” Önüme oldukça yenebilirgözüken şeylerle dolu bir tabak koydu.
İç çektim.
“Hala öfkeli misin?” Yanıma oturmak için masanın karşısından diğer sandalyeyi çekti.
“Hayır.Pekala, evet, ama tam bu anda değil. Sadece, düşünüyorum ki işte bu dagitti, senden iyi yapabildiğim tek şey. Bunlar çok güzel görünüyor.”Tekrar iç çektim.
Kıkırdadı. “Daha denemedin – iyimser ol, belki de felakettir.”
Bir ısırık aldım, durakladım, ardından suratımı buruşturdum.
“Felaket mi?” diye sordu şok içinde.
“Hayır, muhteşem doğal olarak.”
“Rahatladım.” Gülümsedi, çok güzeldi. “Merak etme, hala daha iyi olduğun bir sürü şey var.”
“Birini söyle.”
Baştacevaplamadı, sadece soğuk parmaklarını köprücük kemiğimde gezdirdi,bakışımı ben tenimin yandığını ve kızardığını hissedene kadar delicigözlerle tuttu.
“İşte bu,” diye mırıldandı, yanağımdaki kızarıklığa dokunarak. “Senin kadar güzel kızaran birini hiç görmedim.”
“Muhteşem,” dedim kaşlarımı çatarak. “İstemsiz tepkiler – gurur duyabileceğim bir şey.”
“Ayrıca tanıdığım en cesur kişisin.”
“Cesur?” diye tekrarladım alayla.
“Bütünzamanını vampirlerle geçiriyorsun; bu cesaret ister. Ayrıca kendinidişlerimle tehlikeli yakınlığa sokmakta çekinmiyorsun…”
Başımı salladım. “Bir şey bulamayacağını biliyordum.”
Güldü. “Ben ciddiyim. Ama boşver. Ye.” Çatalımı sabırsızlıkla elimden aldı ve bana yedirmeye başladı. Yemek müthişti tabii ki.
Charlieeve ben neredeyse bitirdiğimde geldi. Yüzünü dikkatle inceledim, amaşansım yaver gitmeye devam ediyordu, nasıl giyindiğimi görmeyecek kadarbüyülenmişti. Anahtarları Edward’a geri verdi.
“Teşekkürler Edward,” diye gülümsedi rüyadaymışçasına. “Ne araba ama.”
“Bir şey değil.”
“Nasılmış?” Charlie boş tabağıma baktı.
“Kusursuz.” İç çektim.
“Bella, bir ara onun bizim için tekrar yemek yapmasına izin verebilirsin,” dedi imayla.
Edward’a karanlık karanlık baktım. “Eminim yapar baba.”
Charlietamamen uyandığına kapıya doğru ilerliyorduk. Ben dengesiz ayakkabınınüzerinde topallarken Edward’ın eli destek için belimdeydi.
“Iı, Bella… çok yetişkin görünüyorsun.”
“Beni Alice giydirdi, söz hakkım olmadı.”
Edward o kadar alçak sesle güldü ki sadece ben duyabildim.
“Pekala,eğer Alice…” sözünü yarıda kesti. “Çok güzel görünüyorsun Bells.”Durakladı, gözleri alaylıydı. “Yani, bu gece başka smokinli gençadamlar beklemeli miyim?”
İnledim ve Edward güldü. İnsan nasıl Tylerkadar habersiz olabilirdi, anlayamıyordum. Edward ve ben okulda gizlicegörüşmüyorduk. Beraber gidip geliyorduk, beni sınıflara yarı-taşıyordu,her öğle yemeğinde onunla ve ailesiyle oturuyordum ve beni göz önündeöpmekten de utanmıyordu. Tyler’ın kesinlikle profesyonel yardımaihtiyacı vardı.
“Öyle umuyorum,” diye sırıttı Edward babama. “Buzdolabı kalanlarla dolu – onlara ikram edersin.”
“Sanmıyorum – onlar benim,” diye mırıldandı Charlie.
“Benim için isimlerini al Charlie,” sesindeki tehdidi muhtemelen sadece ben duyabiliyordum.
“Ah, yeter!”
Sonunda arabaya bindik ve uzaklaştık.
Alıntıdır
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Kullanıcı profilini gör
Admin
AdminAdmin
avatar

Mesaj Sayısı : 93
Kayıt tarihi : 09/09/09

MesajKonu: Geri: TWİLİGHT KİTABINDAN KESSİLMİŞ SAHNELER   Çarş. Eyl. 16, 2009 3:22 pm

Vayy Very Happy

Gerçekten Güzel Paylaşım Very Happy

Aynen Güzel Sahnelermiş Very Happy
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Kullanıcı profilini gör http://fanforum.yetkinforum.net
fatoş
ModeratörModeratör
avatar

Köpek
Mesaj Sayısı : 516
Kayıt tarihi : 09/09/09
Yaş : 23
Nerden : mersin/tarsus

MesajKonu: Geri: TWİLİGHT KİTABINDAN KESSİLMİŞ SAHNELER   Perş. Eyl. 17, 2009 1:25 pm

Paylaşım çok güzell teşekürler Very Happy
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Kullanıcı profilini gör
 
TWİLİGHT KİTABINDAN KESSİLMİŞ SAHNELER
Sayfa başına dön 
1 sayfadaki 1 sayfası

Bu forumun müsaadesi var:Bu forumdaki mesajlara cevap veremezsiniz
 :: Seri Kitapları :: Alacakaranlık-
Buraya geçin: